Patent ihlali davaları, geçici hukuki koruma (ihtiyati tedbir) önlemleri ve ticari faaliyetlerin dava öncesinde veya dava sonunda durdurulması gibi sonuçlar doğurduğu için oldukça önemlidir. Bu tür davalar, ayrıca maddi ve manevi tazminat taleplerini de içerebilir. Eksik veya hatalı iddialar ya da savunmalar, telafisi imkânsız zararlara yol açabilir.
Türkiye’de Patent İhlali Davaları
Son yıllarda Türkiye’de patent ihlali davalarında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Bunun temel nedenlerinden biri, Fikri ve Sınai Haklar İhtisas Mahkemelerinin, olumlu bilirkişi raporlarından hemen sonra ihtiyati tedbir kararları vermeye başlamasıdır. Ayrıca, dava harçlarının düşük olması, patent sahiplerinin üçüncü kişilere karşı ihlal iddiasında bulunmaktan çekinmemelerine yol açmaktadır. Aynı durum, belirli bir patent hakkında ihlal bulunmadığının tespitine yönelik dava açmak isteyen potansiyel ihlalciler açısından da geçerlidir.

Düşük dava harçları nedeniyle, belirli bir teknoloji üzerinde menfaati olan üçüncü kişiler de patent sahibine karşı ihlal bulunmadığına dair tespit davası açmaktan çekinmemektedir. Aşağıda, bu iki tür davaya ilişkin temel esaslara yer verilmiştir:
İhlal Davaları
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca aşağıdaki fiiller patent hakkına tecavüz sayılır:
Bu hallerde, hak sahibi aşağıdaki taleplerle hukuk mahkemelerinde dava açabilir:
Zararların Tazmini
Kural olarak, patent sahibi hem maddi hem de manevi tazminat talebinde bulunabilir. Maddi zararlar esas olarak gelir kaybına göre hesaplanır. 6769 sayılı Kanun, gelir kaybının aşağıdaki yöntemlerden biriyle belirlenebileceğini öngörür:
Yetkili Mahkeme
Patent sahibinin üçüncü kişilere karşı açacağı davalarda yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri, ihlalin gerçekleştiği yer ya da ihlalin etkilerinin ortaya çıktığı yerdir. Davacı Türkiye’de yerleşik değilse, yetkili mahkeme patent vekilinin iş yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Vekilin sicil kaydı silinmişse, Türk Patent ve Marka Kurumu’nun merkezinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Türkiye’de İstanbul, Ankara ve İzmir’de Fikri ve Sınai Haklar İhtisas Mahkemeleri mevcuttur.
İhlal Davalarında Bilirkişi Heyeti
Teknik niteliği bulunan patent davalarında, Türk mahkemeleri sıklıkla bilirkişi heyeti atayarak hem hükümsüzlük hem de ihlal davalarında rapor alır. Bilirkişi heyetinin yapısı kritik önemdedir. Özellikle, teknik geçmişe sahip en az bir patent vekilinin heyette yer alması, tarifname ve istemlerin mevcut teknik bilgi ve ihlal fiilleri karşısında doğru analiz edilebilmesi açısından önemlidir. Tek bir davada birden fazla bilirkişi raporu veya ek rapor alınması olağandır (HMK m. 281). Bilirkişiler hukuki değerlendirme yapamaz (HMK m. 266); ancak ihlal değerlendirmesi doğası gereği, bilirkişilerin dayandıkları hukuki hükümleri belirtmeleri beklenir.
Hükümsüzlük ve İhlal Davalarının Birleştirilmesi
Mevcut hukuk sistemine göre, hükümsüzlük ve ihlal arasında bağlantı varsa, bu davaların birleştirilmesi mümkündür (HMK m. 166). Örneğin, hükümsüzlük davası açıldıktan sonra patent sahibi ihlal davası açabilir veya bir taraf ihlal ile suçlandığında, karşı dava olarak hükümsüzlük davası başlatabilir. Bu durumda ikinci davaya bakan mahkeme, birleştirme talebi üzerine davaları birleştirebilir ve ilk davaya bakan mahkeme yetkili mahkeme hâline gelir. Ayrıca, hükümsüzlük davası ile ihlal bulunmadığına dair tespit davasının birlikte görülmesi de mümkündür.
İhlal Bulunmadığına Dair Tespit Davası
Bu tür davalar, belirli bir patentli teknoloji üzerinde menfaati olan kişilerin risk almamak adına başvurdukları sık kullanılan bir hukuki yoldur. İlaç sektöründe, özellikle belirli ilaçlara ilişkin ticari faaliyete başlamadan önce açılan davalar bu kapsamda örnek teşkil etmektedir. Bu nedenle, eşdeğer ilaç üreticileri açısından Sağlık Bakanlığı’na ruhsat başvurusu yapılırken aynı zamanda patent ihlali bulunmadığına dair tespit davası açılması, güvenli ve hızlı bir pazara giriş stratejisi hâline gelmiştir.
Normalde bu tür davalar, hükümsüzlük davasıyla birlikte aynı mahkemede açılabilir. Ancak bu, patent sahibinin karşı davalar açmasına engel değildir. Mevcut mevzuat, patentli teknoloji üzerinde menfaati olan her üçüncü kişinin bu tür davaları açabileceğini ve öncesinde patent sahibine ihlal hakkındaki görüşünü sorma hakkı bulunduğunu düzenler. Bununla birlikte, uygulamada mahkemeler bu ön bildirimi geçerli dava şartı olarak görmemekte; dolayısıyla üçüncü kişilerin açtığı davalar, patent sahibine önceden bildirimde bulunulmamış olsa dahi kabul edilmektedir.
Eşdeğer Unsurlar Doktrini (Doctrine of Equivalents)
Mevzuata göre, patentin sağladığı koruma kapsamı, istemler esas alınarak ve tarifname dikkate alınarak belirlenir. Ancak 6769 sayılı Kanun, istemlerin sadece lafzına göre yorumlanamayacağını belirtir. Bu da eşdeğer unsurlar doktrini kapsamında değerlendirme yapılmasını gerektirir. Bu kapsamda, fonksiyon-yöntem-sonuç testi esas alınarak eşdeğerlik değerlendirmesi yapılabileceği belirtilmiştir.
Ayrıca, “estoppel” doktrini de geçerlidir. Bu doktrin, patent başvurusu sırasında veya patentin geçerlilik süresi boyunca yapılan beyanların dikkate alınmasını zorunlu kılar. Elbette, eşdeğerlik değerlendirmesi her somut olaya göre yapılır ve teknik etki veya alenilik derecesi gibi unsurlar dikkate alınır.
Bolar İstisnası
6769 sayılı Kanun, ruhsat başvurusu için yapılan faaliyetlerin ve bu kapsamda yapılan test ve deneylerin patent koruması dışında tutulduğunu açıkça düzenler. Dolayısıyla, sadece ruhsat alınması ihlal teşkil etmez. Nitekim Sağlık Bakanlığı, patentin veya veri münhasıriyetinin sona ermesini beklemeksizin ruhsat verebilir. Ancak, ruhsat sonrası örneğin Sosyal Güvenlik Kurumu fiyat listesine giriş gibi adımlar, patent hakkının ihlali sayılır ve patent sahibine yasal yollara başvurma hakkı doğar.
Ek Koruma Sertifikaları (SPC) ve Patent Süresi Uzatımları
Mevcut Türk mevzuatında, patent süresinin uzatılmasına yönelik Ek Koruma Sertifikası (SPC) veya benzeri uygulamalar yer almamaktadır.